Paris barış Konferansına kimler katildi ?

Narhanim

Global Mod
Global Mod
Paris Barış Konferansı’na Kimler Katıldı? Erkek ve Kadın Perspektiflerinden Karşılaştırmalı Bir Analiz

1919 Paris Barış Konferansı denildiğinde benim aklıma ilk olarak şu soru geliyor: Bir dünya savaşını sona erdirmek için toplanan bir konferansta gerçekten kaç ülkenin sesi duyulabildi? Ders kitaplarında genellikle Wilson, Clemenceau, Lloyd George ve Orlando gibi erkek liderlerin isimlerini görüyoruz. Fakat konferansın çevresinde ve dışında kalan aktörlere baktığımızda tablo çok daha karmaşık. Üstelik yalnızca “kimler katıldı?” sorusunu sormak da yeterli değil; kimlerin karar alma gücü vardı, kimler yalnızca görüş bildirebildi ve kimler tamamen dışarıda bırakıldı?

Paris Barış Konferansı Ocak 1919'da başladı ve temel amacı I. Dünya Savaşı sonrasında yeni uluslararası düzenin şartlarını belirlemekti. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın tarihsel belgelerine göre konferansta yaklaşık 30 ülke yer aldı; ancak karar mekanizmasının ağırlık merkezi dört büyük müttefik gücün, yani ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya'nın elindeydi. Japonya da beş büyük güç arasında bulunuyordu. Tarih Ofisi+1

Burada ilginç olan nokta şu: “Katılmak” ile “karar vermek” aynı şey değildi.

Konferansa Hangi Ülkeler Katıldı?

Konferansın en etkili aktörleri Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya ve Japonya idi. Bunlar “Beş Büyük Güç” olarak anılsa da konferansın özellikle ilk dönemlerinde ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya'nın liderleri “Big Four” yani Dört Büyük olarak öne çıktı. ABD Başkanı Woodrow Wilson, İngiltere Başbakanı David Lloyd George, Fransa Başbakanı Georges Clemenceau ve İtalya Başbakanı Vittorio Orlando, barış görüşmelerinin en önemli siyasi aktörleri oldular. Tarih Ofisi+1

Fakat konferans sadece bu dört ülkenin toplantısından ibaret değildi. Belçika, Bolivya, Brezilya, Çin, Küba, Ekvador, Yunanistan, Guatemala, Haiti, Hicaz, Honduras, Liberya, Nikaragua, Panama, Peru, Polonya, Portekiz, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven Devleti, Siyam, Çekoslovakya ve Uruguay gibi ülkeler de müttefik veya ortak devletler arasında yer aldı. 1919 Versailles Antlaşması'nın resmi metninde ABD, Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya ve Japonya “Başlıca Müttefik ve Ortak Devletler” olarak ayrılırken, diğer ülkeler de farklı statülerle bu gruba dahil edildi. Tarih Ofisi

Üstelik Britanya İmparatorluğu'nun içinde Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika ve Hindistan gibi ayrı temsil edilen unsurlar bulunuyordu. Örneğin 31 Mayıs 1919 tarihli bir oturum kaydında Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Hindistan'ın temsilcilerinin ayrı ayrı listelendiğini görüyoruz. Tarih Ofisi

Bu ayrıntı önemli çünkü 1919 dünyasının bugünkü “egemen devletler” haritasıyla birebir örtüşmediğini gösteriyor.

Kimler Karar Masasının Merkezindeydi?

Erkeklerin bakış açısını “erkekler doğası gereği objektiftir” şeklinde tanımlamak tarihsel açıdan doğru olmaz. Burada söz konusu olan biyolojik bir özellik değil, 1919'da diplomasi, devlet yönetimi ve askerî karar alma mekanizmalarının büyük ölçüde erkeklerin kontrolünde olmasıdır.

Bu nedenle dönemin üst düzey karar vericileri ağırlıklı olarak erkekti. Örneğin Amerikan delegasyonunun beş tam yetkili temsilcisi arasında Woodrow Wilson, Robert Lansing, Henry White, Edward House ve General Tasker Bliss bulunuyordu. Fransa'nın delegasyonunda Georges Clemenceau, Stephen Pichon ve Mareşal Foch gibi isimler yer alıyordu. İngiltere'nin, İtalya'nın ve Japonya'nın delegasyonlarında da erkek devlet adamları ve diplomatlar ağırlıktaydı. Tarih Ofisi+1

Bu erkek aktörlerin önemli bir bölümü meseleleri sınırlar, askerî güvenlik, ekonomik tazminatlar, donanma gücü, toprak paylaşımı ve stratejik çıkarlar üzerinden değerlendirdi.

Örneğin Fransa'nın Almanya karşısındaki güvenlik endişesi son derece somuttu. Fransa, 1870-71 Fransa-Prusya Savaşı'nın ve ardından I. Dünya Savaşı'nın deneyimini yaşamıştı. Clemenceau açısından Almanya'nın gelecekte yeniden tehdit oluşturmasını engellemek yalnızca diplomatik bir tercih değil, Fransız güvenliğiyle doğrudan ilgili bir meseleydi.

İngiltere ise Avrupa'daki güç dengesini, deniz gücünü ve imparatorluk çıkarlarını aynı anda hesaba katıyordu. ABD ise Wilson'ın önderliğinde uluslararası hukuk, ulusların kendi kaderini tayin etmesi ve Milletler Cemiyeti gibi daha kurumsal bir uluslararası düzen fikrini öne çıkarıyordu.

İtalya'nın yaklaşımı ise özellikle Adriyatik ve toprak talepleri üzerinden şekillendi. Bu nedenle aynı “barış” kavramı, dört büyük güç için aynı anlama gelmiyordu.

Kadınların Bakışı Neden Farklı Bir Çerçeve Sunuyor?

Burada özellikle dikkatli olmak gerekiyor. “Kadınlar duygusaldır, erkekler objektiftir” şeklindeki klasik ayrım hem bilimsel olarak sorunlu hem de tarihsel gerçekliği basitleştiriyor. 1919'daki kadın barış aktivistlerinin görüşleri tek tip değildi. Ancak kadınların önemli bir bölümünün resmi devlet delegasyonlarının dışında kalması, onların meseleleri farklı toplumsal deneyimler üzerinden gündeme getirmelerine neden oldu.

Paris Barış Konferansı'nın resmi delegasyonlarında kadınların karar verici konumda bulunmadığı açıkça görülüyor. Buna rağmen kadın örgütleri konferans üzerinde etkili olmaya çalıştı. Örneğin müttefik ülkelerin kadınların oy hakkı hareketlerinden temsilciler Wilson ve Clemenceau ile görüşerek konferans komisyonlarında yer almak istediler. 12 Mart 1919 tarihli resmi toplantı kaydında, kadın temsilcilerin özellikle Uluslararası Çalışma Mevzuatı ve Milletler Cemiyeti komisyonlarında bulunma talebinden söz ediliyor. Sonuçta kadınlara bazı komisyonlarda görüşlerini sunmaları için bir heyet gönderme imkânı tanındı; ancak bu, karar mekanizmasına eşit katılım anlamına gelmiyordu. Tarih Ofisi

Bu noktada kadın aktivistlerin yaklaşımı yalnızca “duygusal” değildi. Tam tersine, oldukça somut siyasi ve ekonomik öneriler içeriyordu.

1919'da kadın barış hareketinin öne çıkardığı konular arasında silahlanmanın azaltılması, zorunlu askerliğin kaldırılması, gizli antlaşmaların sona erdirilmesi, Milletler Cemiyeti'nin güçlendirilmesi, kadınların siyasal ve ekonomik eşitliği, çocuk işçiliğinin kaldırılması ve savaşın toplumsal nedenlerinin ele alınması bulunuyordu. WILPF+1

Dolayısıyla burada “erkekler veriyle, kadınlar duyguyla düşündü” demek yerine çok daha anlamlı bir karşılaştırma yapılabilir:

Resmi erkek egemen diplomasi çoğunlukla devlet güvenliği, sınırlar ve güç dengesi üzerinden hareket ederken, kadın barış hareketlerinin önemli bir bölümü savaşın toplum üzerindeki uzun vadeli maliyetlerine, ailelere, çocuklara, işçilere, sivillere ve siyasi eşitliğe daha fazla dikkat çekti.

Bu iki yaklaşım aslında birbirinin alternatifi olmak zorunda değildi.

Aynı Savaşa Farklı Pencerelerden Bakmak

Bir devlet adamı için savaşın sonucu harita üzerinde değişen sınırlar ve askerî kapasite olabilirken, savaşın doğrudan etkilediği bir aile için sonuç çok daha farklıdır.

Bir örnek düşünelim: Almanya'nın savaş sonrası ekonomik yükümlülükleri.

Diplomat açısından soru şu olabilir: “Almanya ne kadar tazminat ödemeli ve bunun Fransa'nın güvenliği açısından karşılığı nedir?”

Bir toplum açısından ise sorular farklılaşır: Bu ekonomik yükümlülükler işsizliği nasıl etkiler? Gıda fiyatları ne olur? Savaşta eşini kaybeden kadınların ekonomik durumu nasıl değişir? Çocukların eğitimine ne olur? Bir toplumun aşağılanmışlık duygusu gelecekte yeni bir siyasi radikalleşmeye yol açar mı?

İkinci grup soruların “kadınlara ait” olduğunu söylemek doğru olmaz. Aynı soruları erkek sosyalistler, sendikacılar, savaş karşıtları ve insani yardım kuruluşları da soruyordu. Ancak kadınların resmi diplomasi dışında kalması, bu meseleleri uluslararası siyasi gündeme taşımak için farklı örgütlenme yolları geliştirmelerine yol açtı.

Örneğin Jane Addams ve diğer kadın barış aktivistleri, Versailles sisteminin yalnızca diplomatik bir düzenleme olmadığını; toplumların geleceğini etkileyen bir mesele olduğunu savundular. Women’s International League for Peace and Freedom, savaş sonrası düzenin cezalandırıcı olmaması ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. WILPF

Çin Örneği: Konferansa Katılmak Yetiyor muydu?

Paris Konferansı'nın en çarpıcı örneklerinden biri Çin'dir.

Çin, konferansa katılan ülkeler arasındaydı ve temsilcileri resmi toplantılarda yer aldı. Çin delegasyonu, özellikle Şantung meselesinde önemli taleplerde bulundu. Ancak konferansta bulunmak ile büyük güçlerle aynı karar ağırlığına sahip olmak aynı şey değildi.

Bu örnek bize konferansın temel problemlerinden birini gösteriyor: uluslararası temsil vardı, fakat güç eşitliği yoktu.
 
Üst