Sevval
New member
99 Depreminin Ardında Kalan Anılar: Bir Hatıra, Bir Ders
Bir zamanlar, 1 Kasım günü sabahıydı. Normal bir güne uyanmıştık. Saat, her zamanki gibi sabahın erken saatleriydi. Birbirimize "Günaydın" dedik, işe gitmek için hazırlıklara başladık. Hiçbirimiz, o günün dünya tarihinin dönüm noktalarından biri olacağını bilmiyorduk. Ama bir şey vardı; o sabah, bir sessizlik vardı. Her şeyin normal göründüğü, her şeyin aslında anlık bir yanılsama olduğu bir sessizlik…
Hikâyemi paylaşmak istiyorum, çünkü o anları sadece yaşamak değil, yıllar sonra bile hatırlamak, düşünmek bile insana bir şeyler öğretiyor. Belki de sizlerle paylaşırsam, o günün ve kayıpların ardında bıraktığı izleri bir kez daha hatırlayabiliriz, ve belki de bir kez daha ne kadar değerli olduğunu anlamalıyız hayatın.
Saat 3:02'yi gösterdiği anı hatırlıyorum. O an bir anda, hiçbir şeyin normal olmadığı bir gerçeklik içine düştük. Her şey yerle bir olmuştu. Yerin titrediğini, her şeyin sallandığını, her duvarın yıkıldığını hissediyordum. Ama bir şey daha vardı: O korkunç sessizlik, onu da çok iyi hatırlıyorum. Sanki dünya o an sadece bir an için durmuş gibiydi.
Bir Ebeveyn, Bir Çocuk: İki Farklı Tepki
Deprem, sadece fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da çok şey bırakmıştı. Erkeklerin genelde durum karşısındaki çözüm odaklı yaklaşımı ve kadınların ise daha duygusal, empatik bakış açıları her an bu felakette kendini gösterdi.
Mesela, evimizin erkeği olan baba, depremin hemen ardından hızla dışarı çıkıp, "Ev sağlam mı, herkes güvende mi?" diye kontrol etmeye başlamıştı. Hızlıca çıkarak komşuların da yardımına koştu. İşler halledilecekti, nasıl olsa yapılacak bir şeyler vardı. Erkekler hep çözüm arar, çözüm buldukça rahatlarlar. O an, ne kadar yalnız ve korkmuş olursa olsun, hiç bir şey görmedim gibi davranıp "Dışarı çıkmam lazım, insanlara yardım etmeliyim" dedi. Bu şekilde huzur buluyordu.
Ama annem, o an bir yandan bize sarılırken bir yandan da "Yaralanan var mı? Yalnız kalmasak da birbirimize destek olalım," diyordu. O kadar fazla endişe içinde, o kadar fazlasıyla korkmuştu ki… Ama öyle bir sevgiydi ki bu, sadece başkalarına yardım etmek değil, aynı zamanda kalpten kalbe bir bağ kurmak isteyen bir tür hissiyat vardı. Kadınlar, duygusal olarak başkalarının acısını hissedip, kendilerini onlara yakın tutma gereği duyarlar.
O Anın Sessizliği: Bir Toplumsal Duruşun Yansıması
Şehirdeki karmaşa, kargaşa içinde bir birilerini kaybedenler vardı. Kimisi kaybolan birini arıyordu, kimisi hasar gören evine kavuşmaya çalışıyordu. Ama en çok da insanların bir araya gelip birbirlerine yardımcı olma çabası dikkatimi çekmişti. Kadınlar birbirlerine sarılırken, erkekler işin çözümüne odaklanıyordu. Bu, depremden sonra toplumun nasıl bir araya geldiğini simgeliyordu.
Her ne kadar farklı bakış açılarına sahip olsalar da, sonrasında bu iki yaklaşım birleşti. Çünkü ne erkeklerin çözüm odaklı yapısı, ne de kadınların empatik bakışı bir araya gelmeden bu kriz atlatılamazdı. Birbirini tamamlayan bir güç ortaya çıktı. Erkekler, evlerin onarılmasını sağlarken, kadınlar gönüllere dokunarak yaralı kalpleri iyileştiriyordu. Bu iki farklı bakış açısı, bir felaketteki en önemli unsurlarıydı; biri yardım etmek, diğeri iyileştirmek.
Birlikte Başarabileceklerimiz: Birçok İnsan Bir Araya Gelirse…
O günün ertesinde, devasa bir kayıp ve çok derin bir acı vardı ama bir gerçek daha vardı: O gün hepimiz birbirimize sımsıkı bağlandık. Bir araya gelmek, birbirimize sarılmak, acıyı paylaşmak ve yeniden başlamak için umut vardı. Erkekler çözüm odaklıydı, kadınlar ise kırık kalpleri onarıyordu. Ama kimse yalnız değildi. Toplumsal dayanışma, her birimizin ruhunu besliyordu.
Şimdi, yıllar sonra bir forumda bu yazıyı paylaşıyorum, çünkü o günün anlamı hepimizin içinde yaşamaya devam ediyor. Belki de bu hikâyeyi paylaşarak, sizlerle duygusal bağ kurarak o dönemin içsel gücüne bir kez daha ışık tutabilirim. Deprem, hayatımızda kaybettiklerimizi hatırlattığı kadar, bir arada olduğumuzda daha güçlü olabileceğimizi de öğretti.
Siz de Paylaşın: O Anı Unutmadınız mı?
Bu yazıyı yazarken, sizlerle paylaşmayı çok istedim. O anı unutmadan, ne hissettiğinizi, ne öğrendiğinizi, nasıl bir değişim yaşadığınızı paylaşmak ister misiniz? Forumda hep birlikte bu anları anımsayarak, hem geçmişi hem de geleceği birlikte düşünelim. Hangi değerler bizim için en önemli? Hangi güçlerin bir araya gelmesiyle iyileşebiliriz?
Hikâyelerinizi duymak, hem birbirimize hem de kaybettiklerimize saygı göstermek için en güzel yol.
Bir zamanlar, 1 Kasım günü sabahıydı. Normal bir güne uyanmıştık. Saat, her zamanki gibi sabahın erken saatleriydi. Birbirimize "Günaydın" dedik, işe gitmek için hazırlıklara başladık. Hiçbirimiz, o günün dünya tarihinin dönüm noktalarından biri olacağını bilmiyorduk. Ama bir şey vardı; o sabah, bir sessizlik vardı. Her şeyin normal göründüğü, her şeyin aslında anlık bir yanılsama olduğu bir sessizlik…
Hikâyemi paylaşmak istiyorum, çünkü o anları sadece yaşamak değil, yıllar sonra bile hatırlamak, düşünmek bile insana bir şeyler öğretiyor. Belki de sizlerle paylaşırsam, o günün ve kayıpların ardında bıraktığı izleri bir kez daha hatırlayabiliriz, ve belki de bir kez daha ne kadar değerli olduğunu anlamalıyız hayatın.
Saat 3:02'yi gösterdiği anı hatırlıyorum. O an bir anda, hiçbir şeyin normal olmadığı bir gerçeklik içine düştük. Her şey yerle bir olmuştu. Yerin titrediğini, her şeyin sallandığını, her duvarın yıkıldığını hissediyordum. Ama bir şey daha vardı: O korkunç sessizlik, onu da çok iyi hatırlıyorum. Sanki dünya o an sadece bir an için durmuş gibiydi.
Bir Ebeveyn, Bir Çocuk: İki Farklı Tepki
Deprem, sadece fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da çok şey bırakmıştı. Erkeklerin genelde durum karşısındaki çözüm odaklı yaklaşımı ve kadınların ise daha duygusal, empatik bakış açıları her an bu felakette kendini gösterdi.
Mesela, evimizin erkeği olan baba, depremin hemen ardından hızla dışarı çıkıp, "Ev sağlam mı, herkes güvende mi?" diye kontrol etmeye başlamıştı. Hızlıca çıkarak komşuların da yardımına koştu. İşler halledilecekti, nasıl olsa yapılacak bir şeyler vardı. Erkekler hep çözüm arar, çözüm buldukça rahatlarlar. O an, ne kadar yalnız ve korkmuş olursa olsun, hiç bir şey görmedim gibi davranıp "Dışarı çıkmam lazım, insanlara yardım etmeliyim" dedi. Bu şekilde huzur buluyordu.
Ama annem, o an bir yandan bize sarılırken bir yandan da "Yaralanan var mı? Yalnız kalmasak da birbirimize destek olalım," diyordu. O kadar fazla endişe içinde, o kadar fazlasıyla korkmuştu ki… Ama öyle bir sevgiydi ki bu, sadece başkalarına yardım etmek değil, aynı zamanda kalpten kalbe bir bağ kurmak isteyen bir tür hissiyat vardı. Kadınlar, duygusal olarak başkalarının acısını hissedip, kendilerini onlara yakın tutma gereği duyarlar.
O Anın Sessizliği: Bir Toplumsal Duruşun Yansıması
Şehirdeki karmaşa, kargaşa içinde bir birilerini kaybedenler vardı. Kimisi kaybolan birini arıyordu, kimisi hasar gören evine kavuşmaya çalışıyordu. Ama en çok da insanların bir araya gelip birbirlerine yardımcı olma çabası dikkatimi çekmişti. Kadınlar birbirlerine sarılırken, erkekler işin çözümüne odaklanıyordu. Bu, depremden sonra toplumun nasıl bir araya geldiğini simgeliyordu.
Her ne kadar farklı bakış açılarına sahip olsalar da, sonrasında bu iki yaklaşım birleşti. Çünkü ne erkeklerin çözüm odaklı yapısı, ne de kadınların empatik bakışı bir araya gelmeden bu kriz atlatılamazdı. Birbirini tamamlayan bir güç ortaya çıktı. Erkekler, evlerin onarılmasını sağlarken, kadınlar gönüllere dokunarak yaralı kalpleri iyileştiriyordu. Bu iki farklı bakış açısı, bir felaketteki en önemli unsurlarıydı; biri yardım etmek, diğeri iyileştirmek.
Birlikte Başarabileceklerimiz: Birçok İnsan Bir Araya Gelirse…
O günün ertesinde, devasa bir kayıp ve çok derin bir acı vardı ama bir gerçek daha vardı: O gün hepimiz birbirimize sımsıkı bağlandık. Bir araya gelmek, birbirimize sarılmak, acıyı paylaşmak ve yeniden başlamak için umut vardı. Erkekler çözüm odaklıydı, kadınlar ise kırık kalpleri onarıyordu. Ama kimse yalnız değildi. Toplumsal dayanışma, her birimizin ruhunu besliyordu.
Şimdi, yıllar sonra bir forumda bu yazıyı paylaşıyorum, çünkü o günün anlamı hepimizin içinde yaşamaya devam ediyor. Belki de bu hikâyeyi paylaşarak, sizlerle duygusal bağ kurarak o dönemin içsel gücüne bir kez daha ışık tutabilirim. Deprem, hayatımızda kaybettiklerimizi hatırlattığı kadar, bir arada olduğumuzda daha güçlü olabileceğimizi de öğretti.
Siz de Paylaşın: O Anı Unutmadınız mı?
Bu yazıyı yazarken, sizlerle paylaşmayı çok istedim. O anı unutmadan, ne hissettiğinizi, ne öğrendiğinizi, nasıl bir değişim yaşadığınızı paylaşmak ister misiniz? Forumda hep birlikte bu anları anımsayarak, hem geçmişi hem de geleceği birlikte düşünelim. Hangi değerler bizim için en önemli? Hangi güçlerin bir araya gelmesiyle iyileşebiliriz?
Hikâyelerinizi duymak, hem birbirimize hem de kaybettiklerimize saygı göstermek için en güzel yol.