Fahrettin Paşa ne kadar direndi ?

Duru

New member
Dolayısıyla bütün Arapları Osmanlı'ya düşman, bütün Türkleri ise Osmanlı'ya sadık kabul etmek tarihsel olarak doğru değildir.

Ayrıca “ırk” kavramını doğrudan bugünkü anlamıyla 1916 Hicaz'ına taşımak da sorunludur. Dönemin insanları için kabile, yerel aidiyet, din, mezhep, imparatorluk vatandaşlığı, şehir kimliği ve bölgesel bağlılık gibi unsurlar çoğu zaman bugünkü ulus-devlet merkezli kimliklerden daha belirleyiciydi.

El Bakri'nin sözlü tarih çalışmasında Medine halkının kendisini “Madanî” kimliği üzerinden tanımlamasının vurgulanması bu açıdan oldukça dikkat çekici. İnsanlar sadece “Arap” veya “Osmanlı” kategorilerine indirgenemeyecek yerel kimliklere de sahipti.

Bu nedenle Medine Müdafaası'nı etnik düşmanlık hikâyesine çevirmek yerine, imparatorluğun son dönemindeki merkez-çevre ilişkileri ve farklı kimliklerin siyasal çatışması üzerinden okumak daha açıklayıcıdır.

Sınıf meselesi: Açlığı kim daha ağır yaşadı?

Sınıf faktörü belki de en az konuşulan boyutlardan biri.

Bir kuşatma sırasında herkes aynı şehirde yaşasa bile herkes aynı koşullara sahip değildir. Gıdaya erişim, aile büyüklüğü, sosyal bağlantılar, ekonomik kaynaklar ve askerî-idari yapılara yakınlık gibi unsurlar insanların kriz deneyimini değiştirebilir.

Medine'de un miktarının kişi başına düşecek şekilde ciddi biçimde azaltılması, kıtlığın toplumsal bir meseleye dönüştüğünü gösteriyor.

Burada “zenginler rahat etti, yoksullar öldü” gibi kanıtsız bir sonuca gitmek doğru olmaz. Fakat savaş ekonomilerinde kaynaklara erişimin sosyal eşitsizliklerden bağımsız olmadığı genel tarihsel bir gerçektir.

Askerî hiyerarşi de sınıf ilişkileriyle bağlantılıdır. Bir subayın emir verme yetkisiyle sıradan bir askerin veya sivilin karar alma gücü aynı değildir. Bu nedenle Fahrettin Paşa'nın direnme kararını incelerken “kararı kim verdi?” sorusu kadar “kararın sonuçlarına kimler katlanmak zorunda kaldı?” sorusu da önemlidir.

Bu noktada tarihsel sorumluluk kavramı ortaya çıkıyor. Karar alma gücü arttıkça, kararların sonuçlarına karşı sorumluluğun da artması gerektiğini düşünüyorum.

Direniş kahramanlık mı, yoksa trajedi mi?

Bence cevap ikisinden de biraz.

Fahrettin Paşa'nın Medine'yi yaklaşık iki buçuk yıl savunması ve Mondros Mütarekesi'nden sonra 72 gün daha direnmesi ciddi bir askerî ve kişisel kararlılık göstergesidir.

Fakat aynı olayın içinde açlık, hastalık, sivil mağduriyet, zorunlu göçler ve toplumsal parçalanma da vardır.

Tarihi yalnızca “kahramanlık” diliyle anlatırsak insanların çektiği acıları görünmez hale getirebiliriz. Yalnızca “trajedi” olarak anlatırsak da insanların inançlarını, sorumluluk duygularını ve fedakârlıklarını küçümsemiş oluruz.

Özellikle kutsal emanetlerin İstanbul'a gönderilmesi Fahrettin Paşa'nın zihnindeki görevin sıradan bir askerî mevzi savunmasından ibaret olmadığını gösteriyor. Akademik kaynaklar, Paşa'nın Medine'yi Osmanlı ve İslam dünyası açısından sembolik önemi çok yüksek bir şehir olarak gördüğünü ortaya koyuyor.

Fakat bir kişinin kutsal veya siyasi bir anlam yüklediği hedef ile o hedefin bedelini ödeyen insanların deneyimleri aynı olmak zorunda değildir.

Kişisel deneyim ve tarih anlatısında dürüstlük meselesi

Bu yazıda herhangi bir kişisel savaş deneyimi, aile hatırası veya Medine kuşatmasına ilişkin birinci elden aile anlatısı aktarmıyorum; böyle bir deneyimim yok. Bu nedenle kişisel tanıklık varmış gibi davranmak yerine, değerlendirmeyi akademik araştırmalar, tarih ansiklopedileri ve döneme ilişkin güvenilir kaynaklar üzerinden kurmayı daha doğru buluyorum.

Bu ayrım E-E-A-T açısından da önemlidir. Tarih konusunda güvenilirlik, yalnızca kendinden emin konuşmakla değil, hangi bilginin belgeye, hangi yorumun analize dayandığını açıkça göstermekle sağlanabilir.

Özellikle Medine Müdafaası gibi millî ve dinî duyguların güçlü olduğu konularda kaynak seçimi daha da önem kazanıyor. Çünkü aynı olay farklı ülkelerde ve topluluklarda farklı hafızalarla anlatılabiliyor.

Bu nedenle Fahrettin Paşa'yı ne koşulsuz biçimde “kusursuz kahraman” ilan etmek ne de bütün Medine halkının yaşadığı acıları onun kişisel kararlarına indirgemek sağlıklı olur.

Bugün bu hikâyeden ne öğrenebiliriz?

Fahrettin Paşa'nın direnişini bugün yeniden düşünmek, geçmişte kimin haklı olduğunu seçmekten daha değerli olabilir.

Bir liderin kararlılığı ne zaman erdemdir, ne zaman inada dönüşür?

Savaş hukuken sona ermişken direnmeye devam etmek ahlaki bir sorumluluk mudur, yoksa askerî ve sivil kayıpları artıran bir tercih midir?

Bir toplumun kutsal kabul ettiği değerleri korumak için ne kadar bedel ödenebilir?

Kadınların ve sivillerin deneyimleri askerî tarihin dışında bırakıldığında aslında tarihin ne kadarı eksik kalıyor?

Bir insanın etnik veya ulusal kimliği, onun savaşta hangi tarafta yer alacağını gerçekten belirleyebilir mi?

Ve belki de en zor soru: Kahramanlık dediğimiz şeyin ölçüsünü yalnızca “ne kadar uzun süre direndi?” sorusuyla mı belirlemeliyiz?

Bana göre Medine Müdafaası'nın en önemli tarafı tam burada ortaya çıkıyor. Fahrettin Paşa'nın direnişi gerçekten olağanüstüydü: 1916'dan Ocak 1919'a kadar süren savunma, Mondros'tan sonra da 72 gün devam etti ve şehir ancak kendi subaylarının baskısı sonrasında teslim edildi.

Ancak bu olağanüstü direnişin arkasında olağanüstü insani bedeller de vardı.

Tarihî kişilikleri anlamanın daha olgun yolu, onları ya kahraman ya da suçlu ilan etmekten ziyade, kararlarının içinde bulunduğu sosyal dünyayı anlamaya çalışmaktır. Fahrettin Paşa'nın dünyasında imparatorluk, din, askerlik, erkeklik, sadakat, sınıf, yerel kimlik ve savaş birbirinden ayrı değildi. Medine halkının dünyasında ise açlık, aile, şehir kimliği, güvenlik ve hayatta kalma aynı derecede iç içeydi.

Belki de bugün Medine Müdafaası'na bakarken en önemli değişim budur: Komutanın ne kadar dayandığını sormanın yanına, sıradan insanların ne kadar dayandığını da koymak.

Çünkü savaşların tarihini yalnızca kazananlar ve kaybedenler yazmaz. Savaşların gerçek tarihini, kararları verenlerle o kararların sonuçlarını yaşayan insanların birlikte oluşturduğu hayatlar yazar.

Kaynaklar ve dayanaklar

Hasan Kayalı, “Medina, Siege of”, 1914-1918 Online: International Encyclopedia of the First World War. Çalışma, Medine kuşatmasının 1916-1919 arasındaki siyasal ve askerî bağlamını ve Fahrettin Paşa'nın Mondros sonrasındaki tutumunu ele alıyor.

Alia El Bakri, “Memories of the Beloved: Oral Histories from the 1916–19 Siege of Medina”, International Journal of Middle East Studies, Cambridge University Press, 2014. Çalışma, kuşatmanın sıradan Medine sakinleri ve aileleri üzerindeki etkisini sözlü tarih üzerinden inceliyor.

Türkiye Diyanet Vakfı, İslâm Ansiklopedisi, “Medine” maddesi. Medine'nin Osmanlı dönemindeki konumu, Fahrettin Paşa'nın savunması ve teslim sürecine ilişkin başvuru kaynağıdır.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Ansiklopedisi, “Hicaz Cephesi”. Özellikle savaşın son dönemindeki gıda sıkıntıları, Mondros sonrasındaki gelişmeler ve teslim süreci açısından yararlanılan kaynaktır.

Mesut Uyar ve Edward J. Erickson, A Military History of the Ottomans: From Osman to Atatürk. Medine savunmasının askerî bağlamını anlamak için başvurulan çalışmalardan biridir.

Kaynak dayanaklarını metne bağla

Sivil ve kadın deneyimlerini somutlaştır
 
Üst